Bu aralar kısmetim İç Anadolu Bölgesi’nden açıldı. Bu
hafta sonu da yolumuz Konya'ya düştü. Konya hakkında herkesin az çok bir şeyler
duymuşluğu vardır.
Cumartesi sabahı THY ile uçtuk, uçuş
yaklaşık 1 saat sürüyor. Tabi benim uçak korkumdan dolayı bana bir ömür gibi
geldi. Neyse sağ salim indik ve bizi arkadaşlarımız karşıladı. İlk önce Sille
Antik Köyü'ne kahvaltı etmeye gittik.
Sille
Antik Köyü
Burası merkeze yaklaşık 8 km. uzaklıkta
eski bir yerleşim yeri. Doku olarak merkezden çok farklı. Bana biraz Ürgüp'ü
hatırlattı. Oradaki gibi mağara oyukları var. Yaklaşık 6000 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyormuş. Roma,
Bizans, Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkezmiş.
Bir çok
kilise bulunuyor ancak günümüze kadar gelebilenlerden en önemlisi Aya Elenia Kilisesi. Kilise, ilk
Hıristiyan Bizans imparatoru Konstantin'in annesi Helena tarafından Michael
Archangelos adına MS. 371'de yaptırılmış. Oldukça güzel bir mimarisi var. Ancak
bir restorasyon faciası.
Freskler yeniden boyanmış. Evet aslında restorasyonda
buna boyama denmiyor ama bu bildiğimiz boya hatta badana. 1500 senelik bir
eserin bu kadar renkli bu kadar parlak (!) olması akıl almaz. Ülkemizdeki ilk
restorasyon faciası değil son olacağını da sanmıyorum. Ne yazık ki durum bu ama
kilise görülmeye değer.
Kiliseyi gezmeden önce kahvaltı ettik. Vedat
Milor’un önerdiği bir yer varmış oraya gidelim dedik. Biraz yüksekçe bir yerde
Kozana isimli bir mekan. Açık büfe kahvaltı var. Bulunduğu yer itibariyle açık
ferah bir mekan, manzara güzel. Gel gör ki hizmet ve lezzet olarak çok iyi diyemem. Bazen Vedat Milor’un seçimlerine şaşırıyorum. Kastamonu’da da aynı olayı
yaşamıştık. Neyse yedik sonuçta, zaten amaç dostlarla birlikte olmak ve şehri
gezmekti, çok takılmadım.
Zaman müzesinin uzaktan görünüşü
Daha sonra Sille Şapeli Zaman Müzesi’ne gittik. Burası aslında bir Şapel’miş. Mezarlıkların
arasında olması, ölüm ve yaşam kavramını dolayısıyla zaman fikrini doğurmuş ve
müze 2012’de ziyarete açılmış. Oldukça küçük bir müze.
Türkiye’nin ilk zaman müzesiymiş. Osmanlı ve
Cumhuriyet dönemine ait özel tasarım saatler, Osmanlı paşaları tarafından
düzenlenen ve genel kullanıma tanzim edilen ruznameler, cep ve masa takvimleri
ve resmi dairelerde kullanılan el yazması baskı takvimler yer alıyor. Ayrıca
altın, gümüş köstekli cep saatleri, Türk
Hava Kurumu’na ait illere
göre coğrafik ve ekonomik verilerin bulunduğu cetvelli takvim, Roma dönemine ait arkeolojik güneş saati
örneği ve halen Konya Hacı Hasan Cami Şerifi kıble duvarında bulunan Osmanlı
dönemi güneş saati reprodüksiyonu gibi değerli parçalar var.
Müzede en hayran
kaldığım parça ise Usturlap oldu. Usturlap (astrolabes) astronomide, yerel zaman
belirlemede, matematik hesaplarında, güneşin gezegenlerin ve ayın konumlarını
belirlemede kullanılan bir mekanizma. Müzedeki bronz usturlab XIII. Osmanlı
dönemine aitti ve çok etkileyiciydi.
Usturlap
Zaman Müzesi’ni de
gezdikten sonra biraz çarşı içinde turlayıp alışveriş yaptık ve Konya merkeze
dönerek Mevlana Müzesi’ne geldik.
Mevlana Müzesi (Türbesi)
Müze Konya merkez’de yer
alıyor. Yeşil kubbe de denilen Türbe külliyesiyle birlikte müze özelliği
taşıyor. Biz önce türbeye girdik ve Mevlana ile diğer erenlerin yattığı yerleri
gördük. Aynı yapının içinde el yazması Kuranı Kerimleri, Mevlana’nın Mesnevi eserini,
aynı zamanda Mevlana’nın kişisel eşyalarını, başlık ve cüppelerini
görebiliyorsunuz. Oldukça mistik bir havası var. Müze Topkapı Sarayı’ndan sonra
en çok ziyaretçi alan müze imiş. Gerçekten de çok kalabalıktı, her zaman
böyleymiş.
Mevlana
Orjinal Mesnevi
Avlusunda ise küçük odalar var. Sanırım hepsine külliye demek doğru
olur. Burada da Şemsi Tebrizi ve Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in şahsi
eşyalarını görebiliyorsunuz. Bir de mutfak kısmı var.
Şemsi Tebrizi'nin Alem ve Serpuşu
Pişiren dede
Çok büyük bir yapı
olmadığı için gezip çıkmak uzun sürmüyor. Yakınlarında Mevlana çarşısı var,
burada Mevlana şekeri, Konya sarması ve hediyelikler var. Çarşıdan geçerken
Aziziye Camisini de gördük ancak içine girmedik.
Çarşıdan bir görünüm
Cumartesi yağmurlu bir hava
vardı, gezmek çok keyif vermedi, biz de hevesimizi Pazar gününe sakladık.
Pazar günü kahvaltıdan
sonra ilk durağımız Kule City’nin terası oldu. Asansörle 42. kata çıkarak tüm
şehri panaromik izleyebiliyorsunuz. Açık bir teras var ve 360 derece Konya
manzarasına hakim. Her yönde bulunan ve ziyaret edilmesi önerilen yerler de
camlara asılmış. Bu bakımdan çok sevdim. Hangi yönde ne var bilebiliyorsunuz.
Ayrıca bir üst katta yöresel yemeklerin yenebildiği Sini isminde bir restoran
var. 360 derece dönüyor, siz de şehrin her yerini görebiliyorsunuz.
Kyoto Japon Parkı
Ne alaka dediğinizi
duyar gibiyim. Çünkü ben de öyle dedim. Evet ilginç ama Konya Büyükşehir
Belediyesi tarafından 2010 yılında 36 bin metrekarelik alanda bir Japon bahçesi
parkı açılmış. Türkiye’nin en büyük
Japon bahçesi imiş, Konya ile Kyoto arasında kardeşlik ilişkilerinin geliştirilmesi
amacıyla yaptırılmış. Konya gibi kıraç bir şehrin ortasında bir vaha gibi
duruyor. Ağaç ve bitkilerin bir çoğu Japonya’dan getirilmiş. Çok hoş bir havası
var. Aynı zamanda Konya gibi konservatif bir şehrin bir dünya ülkesiyle kardeşlik yapması
ümit verici.
Kamelyalara ve çimenlere
yayılan Konyalılar parkın keyfini çekirdek çitleyerek (kabuklu yemiş yemek
yasaktır tabelalarına rağmen) çıkartıyorlar. Etrafta koşuşan ve balıklara çubuk
kraker vermeye çalışan (ki bu da tabelalarca yasaklanmış) çocukları saymazsak
huzurlu bir yer. Gelin damat çekimleri için de oldukça tercih edildiğini
anlıyoruz, zira metrekareye 3 gelin düşüyor. Bahçe içinde bir de Kafe/Restoran
var. Hizmet facia ama manzara güzel. Bir
şey yiyip içmeseniz de olur. Mutlaka görmelisiniz.
Bu kelebeğin türü tespit edilemedi
Konya Tropikal Kelebek Bahçesi
Sanıyorum Konya
seyahatimizde en keyifli saatlerimizi burada geçirdik.
Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın
ise en büyük kelebek bahçesinden bahsediyorum. Müzenin girişinde sizi doğal
ortamda olması gereken ısı ve nem değerleriyle oluşturulmuş tropikal ortam karşılıyor.
Burada onlarca türden kelebek serbest biçimde yaşıyorlar. Kozaların olduğu
dolaplar var, kelebekler çıktıkça ortama bırakılıyorlar. İnanılmaz güzel bir
görüntü var. Hepsi birbirinden renkli ve çevrenizde uçuyorlar. Ben ilk defa
böyle bir ortamda bulundum ve çok etkilendim.
Kozasından yeni çıkan bir kelebek
Kelebekler dışında tarantula, yılan ve papağan da görebiliyorsunuz
Uçuş alanı dışında bir de müze
kısmı var. Kelebek ve böcek türleri, koza şeklinde bölmelerde tanıtılıyor.
Küçük bir sinema ve hediyelik eşya dükkanı da müzenin içinde yer alıyor. Ayrıca
binanın tasarımı kelebek şeklinde, bu da çok hoş bir ayrıntı. Mevlana
müzesinden sonra en çok ziyaretçi alan yerlerdenmiş. Gerçekten de hem müze hem
yanındaki park çok kalabalıktı. Şehir dışından gelen de çokmuş. Biz çok
beğendik. Görülmesi gerekir.
Kelebek modası
Hediyelik eşya mağazası
Yalnız dikkatimi bir şey çekti, müzenin girişinde büyük bir tabelada bir hadis yazılmıştı ve müzenin tanıtım kataloğunda mucize ifadesi yer alıyordu. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim, burası bir müze ve ortada bir bilim var. Bu büyük doğa oluşumuna yaratılış mucizesi diyerek bilimden uzaklaştırıp onu uhrevi bir şeymiş gibi göstermek, bilimi göz ardı ederek her şeyi dine indirgemek bana çok doğru gelmedi. Bu ziyarete gelen çocukların da kafasını karıştırabilecek ve fen bilimlerine bakışlarını baltalayabilecek bir yaklaşım. Eğer dünyaya açılmak istiyorsak ki buranın amacı turist çekmekmiş, görüşümüzü ve vizyonumuzu genişletmeli biraz daha gelişen dünyaya ayak uydurmalıyız. Yoksa milletler uzaya çıkarken biz hala mucize bekliyor oluruz.
Müzeye giriş 7 TL.
Müzenin hemen yanında kelebek vadisi adında keyifli bir park var
Konya’da Nerede Ne Yenir?
Konya deyince elbette
ilk aklımıza gelen etli ekmek oluyor. Etler gerçekten lezzetli bu bir gerçek. Biz
çok fazla yemek deneyimleyemedik çünkü zamanımız kısıtlıydı. Bir sabah
kahvaltısı ve bir akşam yemeği önerebileceğim. Sabah kahvaltısı için arkadaşlarımız
bizi Yatağanlı Osmanağa’ya götürdüler. Açık büfe sevmediğim için çok da
isabetli bir seçim oldu. Gayet lezzetli bir serpme kahvaltı veriliyor. Menemeni
ve omleti harika, ekmekleri muhteşem. Nezih, ferah bir ortam. Çok otantik bir
şey aramıyorsanız tavsiye ederim.
Cemo’yu gitmeden
duymuştum. Etli ekmeği orada yemek kısmetmiş.
Aslında benim yediğim
bıçak arası olarak geçiyor. Şöyle bir fark var, etli ekmek düvenin kaburga ve boşluk kısmından, bıçak
arası düve etinin bifteklik kısmından yapılıyor. Ben tavsiye üzerine bıçak arası yedim ve çok
beğendim. Tandırın da tadına baktım, eti lezzetliydi ama porsiyon biraz
küçüktü.
Bamya çorbası meşhurmuş
Bıçak arası
Tandır
Aslında çok methedilen
Tiritçi Mithat’a da gitmeyi istedim ancak Pazar günü saat 3’te yemekler
tükenmişti, daha erken gitmek gerekiyormuş. Fırın kebabı için ise Hacı Şükrü
tavsiye ediliyor. Gideceklere duyurulur.
Hediyelik olarak Mevlana
şekeri ve Konya sarması almayı ihmal etmedik.
İşte Konya gezimiz böyle
geçti. Vakit kısıtlı olduğu için aklımdaki bazı yerleri göremedim ama keyifli
bir hafta sonu oldu. Mevlana’nın güzel Konya’sını sevdik, belki yolumuz tekrar
düşer.
Sevgiler.
0 comments