Nerede Lizbon’un geri kalanı
diyenler, işte geldim.
Güzelim Lizbon’da gezilmesi
görülmesi gereken yerleri ve tadına
bakılası lezzetleri bir an önce yazayım da bir sonraki geziye yer açılsın J
Fakat bir süre yürüdükten sonra –bence
Sintra’nın en güzel ve gösterişli olan- Pena Sarayı’na yürüyerek gidemeyeceğime
karar verdim. Zira yollar çok dik ve dönemeçliydi, ormanlık olması da beni
biraz tedirgin etti açıkçası J
Durduğum yerden de otobüs
geçmediği için mecburen otostop çektim. Şansıma dünya tatlısı Fransız bir çifte
rastladım. Onlar da benim gibi Pena Sarayı’nı arıyorlarmış. Sintra’nın en
tepesindeki bu sarayı beraber gezdik ve çok güzel saatler geçirdik. Geziyi bitirince Pena’nın terasındaki
kafeteryada yemek yiyip sohbet ettik. Sarayın adeta masallardan fırlamış gibi
bir hali vardı. Burada Portekiz Krallığı’nın son Prensesi Amelie yaşamış, yapı
inanılmaz bir ihtişam barındırıyor.
Bunu yapan usta kör oldu :)
Fransız dostlarım
Pena dışında Sintra Ulusal
Sarayı’nı, Regaleire Sarayı’nı Moorish Kalesi’ni görebilirsiniz. Genelde
günübirlik gezilen bir yer ama bana yetmedi açıkçası. Lizbon’a giden herkesin
mutlaka görmesi gereken büyülü bir yer Sintra!
Şehir merkezine dönecek olursak,
Lizbon müze bakımından da çok zengin, Belem bölgesindeki Expo alanlarından ve
Berardo Müzesi’nden bahsetmiştim. Benim en sevdiğim müzelerden biri Ticaret
Meydanı’na çıkan yoldaki Moda müzesi oldu. Burada çok eski elbiselerden tasarım
mobilyalara kadar harika kıyafetleri ve eski eşyaları görebiliyorsunuz. Ne
yazıkki fotoğraf çekmek yasak olduğu için foto yok. İnanılmaz orjinal elbiseler
var.
Fado müziğini benim gibi seviyorsanız Alfama semtindeki Fado Evi Müzesi’ni
es geçmeyin. Oraya gitmeseniz bile Alfama’nın yani gerçek Lizbon’un tadını
çıkarmak için ara sokaklarda kaybolun. Hediyelik almak için Alfama Shop’a
mutlaka uğrayın.
Geniş Fado arşivinden istediğinizi seçip kulaklıklarla dinleyebiliyorsunuz
Alfama Sokakları
Bu arada Lizbon'a gidince sorulan soruların başında nerede Fado dinleyelim sorusu geliyor.
Ben bir akşam Bairro Alto'ya gittim ve biraz dolaştıktan sonra rastgele bir restorana girip Fado dinledim. Şansıma hem erkek hem kadın Fadista vardı ve ikisini de keyifle dinledim. Mekanın adı Caldo Verde Fado idi, keyifli sakin bir yer, tavsiye ederim.
Ben bir akşam Bairro Alto'ya gittim ve biraz dolaştıktan sonra rastgele bir restorana girip Fado dinledim. Şansıma hem erkek hem kadın Fadista vardı ve ikisini de keyifle dinledim. Mekanın adı Caldo Verde Fado idi, keyifli sakin bir yer, tavsiye ederim.
Fernando Pessoa severler gitsin derim. Giriş katta hediyelik eşya satılan ufak bir dükkan var, bir üst katta odası bulunuyor ki eşyaları muhafaza edilmiş, çok etkileyici, en üst katta ise şahsi eşyalarının sergilendiği ve videoların izlenebildiği bir mekan bulunuyor.
Turistler tarafından en çok
ziyaret edilen yerlerden bir tanesi de Sao Jorge Kalesi, orjinal adıyla Castelo
de Sao Jorge. Kale şehrin en yüksek
tepesinde yer alıyor, dolayısıyla şehri tümüyle görebildiğiniz harika bir
manzarası var.
İstanbul'a benziyor değil mi :)
Kalenin kapısında sizi karşılayanlardan biri de bu müzisyen abi, bileklik de satıyor
Kaleye gidebilmek için bindiğiniz tramvay sizi bir yere kadar getiriyor, sonra yaya olarak tırmanışa geçiyorsunuz. İlk indiğiniz yer Güneş Kapısı olarak geçiyor ve manzarası çok güzel.
Güneş Kapısı
Kalenin yorucu fakat keyifli bir yokuşu var. Kale girişinde meyve ve hediyelik eşya satanlar, turistler hayli kalabalık oluşturuyor. Giriş ücreti yanılmıyorsam 6 Euro idi. Surları ve geniş bahçesinde yaptığım yürüyüş Lizbon’da en keyif aldığım şeylerden biri oldu. Hem şehrin hem nehrin manzarası çok güzeldi. 6.Yüzyıldan beri varlığını sürdüren kaleden ayrılırken çevresindeki küçük hediye dükkanlarında uğrayarak alışveriş yapabilirsiniz.
Bu güzel şey kalenin içinde dolaşıyor :)
Öncelikle şunu söylemem gerek,
daha ilk günden parasız kalmam nedeniyle yemek konusunda da biraz tasarruflu
davranmam gerekti ve dolayısıyla turistik ve pahalı yerlerden uzak durdum.
Neyseki Lizbon Avrupa’nın en ucuz şehirlerinden biri ve aç kalmadım J
Portekiz deniz ürünleri
bakımından oldukça zengin bir ülke. Bu bakımdan çok şanslıydım çünkü balık,
kalamar, karides ve bilimum deniz ürünlerini bayılarak yiyorum. Lizbon’da en
meşhur ve en çok tüketilen balık Sardalya. Hatta Sardalya için ülkenin sembolü
diyebiliriz. Ben iki farklı yerde Sardinhas Assadas yani mangalda pişirilmiş
sardalya yedim. İkisi de oldukça kılçıklı ve tuzlu idi ancak bu etmenler
lezzetin önüne geçmedi ve salata ile patatesin de içinde bulunduğu koca
porsiyon balığı afiyetle yedim. Fotoğrafta gördüğünüz tabağa ve biraya 10 Euro
ödedim.
Restoran Baixa’daki Rua Parata üzerindeki Caneca de Parata idi. Bir de morina balığından yapılan köfteler var, adı Bachalau, inanılmaz lezzetli şeyler, codfish veya Bachalau gördünüz mü durmayın bu lezzet toplarına yumulun :)
Kahvaltısı konusunda şanslıydım çünkü Sandra bana eve yakın bir pastaneyi önermişti. Orayı keşfettiğim günden sonra da zaten başka bir yerde kahvaltı etmedim.
Bachalau
Sempatik bir Bachalaucu
Restoran Baixa’daki Rua Parata üzerindeki Caneca de Parata idi. Bir de morina balığından yapılan köfteler var, adı Bachalau, inanılmaz lezzetli şeyler, codfish veya Bachalau gördünüz mü durmayın bu lezzet toplarına yumulun :)
Kahvaltısı konusunda şanslıydım çünkü Sandra bana eve yakın bir pastaneyi önermişti. Orayı keşfettiğim günden sonra da zaten başka bir yerde kahvaltı etmedim.
Harika sandviçleri ve kahvesi
olan, natayı da çok güzel yapan bir yerdi. Öğle yemeğimi ucuza getirmek için çıkarken
yanıma bir de sandviç alıyordum J
Pastane Camoes Meydanı’nda, adı Padaria Portuguesa, kesinlikle tavsiye ederim.
Casa Brasileira'nın da natalarını tavsiye ederim
Pastais de Belem’de
Meşhur tatlıları Nata’yı nerede
yemeniz gerektiğini yazmıştım, hatırlatalım, Belem Bölgesindeki Pastais de
Belem’de en lezzetlisini yiyebilirsiniz fakat zaten hemen hemen her pastane ve
kafede bulabiliyorsunuz, 1.5 Euro, durmayın bol bol yiyin.,
Ve gelelim benim en beğendiğim ve
Lizbon’a gittiğimde mutlaka yemek yiyeceğim dediğim mekana. Bu restoranı Ayhan
Sicimoğlu’nun bir gezisinde izlemiş ve hayran kalmıştım. Cervejaira Ramiro!
Deniz ürünlerinin en güzel yapıldığı, kapısında her daim kuyruk olan bu ünlü
restorana gitmeyi daha baştan kafama koymuştum. Ancak daha ilk günden cüzdanım çalınıp parasız
kalınca gidip gitmemek arasında kalmıştım. Orada yemeyi o kadar çok istiyordum
ki “ne olabilir ki en fazla bulaşık yıkatırlar” diyerek kalkıp gittim. Nasıl
gidildiğini de yazayım. Metroya binip Martim Moniz durağında iniyor, Almirante
Reis’e doğru yürüyorsunuz, caddenin solunda kalıyor, kuyruğu takip edin zaten
bulursunuz :) Restoranın oldukça mütevazi bir görüntüsü var ve fakat hayli kalabalık. Tek
olduğum için beni fazla bekletmeden bir masanın kenarına oturttular. Menüyü
inceledim ve çok pahalı olmamasına rağmen sadece bir çeşit yiyebileceğimi
anladım. Tabiki seçimimi karidesten yana yaptım ve deniz suyu, deniz tuzu,
sarımsak ve kişnişle pişirdikleri jumbo karideslerden sipariş ettim, yanına da
Lizbon’a gittiğimden beri favori biram olan Super Bock’tan söyledim.
İşte mütevazi yemeğim
Hayatımda yediğim en güzel en
keyifli ve en lezzetli yemekti dersem bana inanın. Hayalimi gerçekleştirdiğim
için mi yoksa lezzetten mi bilmiyorum, kapıdan çıkarken yüzümde kocaman bir
gülümseme vardı. Ramiro’yu asla ve asla es geçmeyin! Eline sağlık Don Pedro!
Lizbon gezimi burada bitiriyorum,
benim için çok keyifli bir geziydi, mücbir sebeplerden dolayı yapamadığım
şeyleri yapmak ve tadamadıklarımdan tatmak için en kısa zamanda tekrar gitmek
istiyorum.
Bir sonraki gezide görüşmek
üzere, sevgiler J
sonunda gidebilmis olmana sevindim, ikna olmussun. yalniz lisbon pickpocket konusunda nam salmis bir yer, boynunda fotograf makinesi ben turistim modunda gezmek heryerde olmasa bile bir risk tasir, basina gelmesine uzuldum,giden para olsun cok onemli degil. bol gezmeler dilerim.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim
Silsamimi paylaşım ... tebrikler efendim.
YanıtlaSilÇok teşekkürler
Sil