Merhaba,
Günlüğüme geri döndüm.
Bu her
seferinde evime geri dönmek gibi, güvende ve rahatlamış hissettiriyor. Gerçek
hayatın yoğunluğundan fırsat bulup buraya koşmak her zaman mümkün olmasa da ve
çoğu zaman yazmayı aksatsam da aklımın hep bir köşesinde duruyor. Aklıma gelen
bir cümlede veya çektiğim bir fotoğrafta, hemen birkaç satır yazmalıyım
hissiyle doluyorum. Sonra günlük hayatın koşturmacasında, biraz üşengeçlikte,
nasılsa sonra yazarım tesellisinde kaybolup gidiyorum. Aylar geçmiş.
Hayatımda değişen şeyler var
elbet, yeni rutinler eklendi. Ama genel olarak yaşantım aynı seyirde devam
ediyor. İş, ev, örgü, kitaplar, geziler ve bizim çocuklar. Ve artık evdeki kedi
krallığına gelen bir de köpeğimiz var. Dengeler biraz değişti tabi ama neyse ki
yine herkes uyum içinde, üstelik sahiplendiğimizden beri o da müthiş bir hızla
hem eve hem ailemize hem de kedi kardeşlerine adapte oldu. Leydi, annesi ve
kardeşleriyle sokakta, hayata tutunmaya çalışan bir köpekti. Bir arsada, beni
yavrulardan haberdar eden arkadaşımla birlikte besleme yapıyorduk. Henüz
yavruyken çok çekingen ve ürkek olduğu için ona bu ismi takmıştık. Altı aylık
olana kadar tek kaldı ve kanlı ishale yakalandı. Uzun süren tedavi sonunda çok
şükür ki tamamen iyileşti ancak klinikten çıkarma vakti geldiğinde gidecek bir
yeri yoktu. Tekrar sokağa bırakamazdık ve böylece- hiç hesapta yokken-
ailemizin bir parçası oldu. Aslında hep çok istediğimiz ama evde nasıl olur,
kediler var, bakımı zor, büyük sorumluluk diyerek ertelediğimiz bir köpek
sahiplenme süreci kendi kendine gerçekleşmiş oldu. Katliam yasası ile
barınaklara toplanıp yok edilen canları düşündükçe içim sızlıyor, savunmasız
bir canlının yaşam hakkını elinden almak çok acımasızca, tek tesellim bir canı
kurtarabilmiş olmak. Umarım sokaktaki, barınaktaki her can onu sevecek ve
koruyacak bir aileye kavuşur. Tekrar hoş geldin güzel kızım ve iyi ki varsın.
Gelelim, bu yazının konusu olan seyahatimize.. Avrupa değil, Asya değil, Ege değil Akdeniz hiç değil güzel ve yalnız memleketim Gümüşhane’ye gittik. Sanırım Gümüşhane Türkiye’de en az bilinen ve duyulan şehirlerden bir tanesidir çünkü kiminle tanışsam ilk defa Gümüşhaneli biriyle tanışıyorum der. Ailem Datça ve Akyaka’daki maceralarına son vererek Ankara ve Gümüşhane hattına yerleşmeye karar verdikten sonra bizi de sık sık çağırır oldular. Orada bir de ev yaptırdılar. Ancak 1000 km yol gitmek imkansız geldiği için geçen yıldan beri erteliyorduk. Sonunda ısrarlara ve biraz da merakımıza yenik düşerek, Leydi ile birlikte bindik bir alamete. Yol uzundu ama keyifliydi, bol bol mola vererek, ilk defa geçtiğimiz yolları, dağları, doğayı seyrederek, sabaha doğru çıktığımız yolculuğumuzu akşam tamamladık ve Gümüşhane’nin Şiran ilçesine vardık.
Bu yazıyı aslında daha çok
kendime anı biriktirmek ve fotoğrafları arşivlemek için yazıyorum. Aile evinde
keyifle ve göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir haftayı hatırlamak için..
Yediğimiz, içtiğimiz her şeyin lezzeti binle çarpıldı, soluduğumuz hava şifa oldu sanki. Öyle iyi geldi ki bu gezi. Sıkılmadığımıza şaşırmak bir kenara her saniyesini hala nasıl dolu dolu geçirdiğimizi anlayabilmiş değilim. “Köyde iş bitmez” gibi de değil bu, başka bir yoğunluk vardı. Gezmek, görmek, keşfetmek, tatmak hiç bu kadar iyi gelmemişti.
Annemle babamın “siz bir kere
gelin bir daha vazgeçemezsiniz” dediği kadar varmış.
Bir hafta yetmedi tabi, çok uzun
süre kalınır mı bilmem ama bir dahaki seferi iple çekiyorum. Buraya da renkli anıları
bırakıyorum.









0 comments